Çocuğunuz okula başlayacak ve onun geleceği için en iyisini istiyorsunuz. Bu dönemde; nasıl bir ilkokul seçeceğiz, en iyi okul hangisi, çocuğumuz okula uyum sağlayabilecek mi, gibi sorulara cevap arıyorsunuz. YA-PA yayınlarının "Anakucağından Anaokuluna, Anaokulundan İlkokula" kitabı bu konu ile ilgili sorularınıza cevap veriyor.
Okul seçimi ile ilgili eklemek istediklerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.
Okul Seçiminde Aile Rehberi
Nasıl Bir İlkokul Seçeceğiz?
Çocuk için okula başlamak, yeni bilgiler edineceği yeni bir dünyaya girmek anlamını taşır. İlkokula atılan bu ilk adım öğrenme ve sosyal yönünün yanı sıra duygusal açıdan da bir çağın başlangıcı demektir.
İlkokul eğitimi "temel eğitim" olarak tanımlandığına göre, bu dönem birçok alanda temellerin atıldığı çok önemli bir dönem olmaktadır. Bu önemli dönemin başlangıcında alınacak bilinçli kararlar, çocuğun öğrenim yaşantısına ait yazgısını belirleyeceği için, ayrı bir önemi gerektirir. Bu döneme özgü en önemli karar, çocuğun gideceği ilkokulun seçilmesi aşamasında verilecek kararlardır.
Ailelerin ilkokul seçimine yönelik kararlarında etkin olan iki boyut vardır. Bunlardan ilki çocuk, diğeri ise aile boyutudur.
Bu çok genel anlamda ilkokulun özelliklerinin, çocuğun ve ailenin beklentilerine ve özelliklerine uygunluğu prensibini içerir.
İlkokul seçiminde, çocuk boyutuyla ifade edilmek istenen, çocuğun gideceği okulu kendisinin seçmesi demek değildir. Bu yaştaki çocuk böyle önemli bir kararı alabilecek sosyal ve zihinsel olgunlukta değildir. Çocukların fikirleri alınabilir ancak son karar ailenin olmalıdır. Burada çocuk boyutuyla vurgulanmak istenen, okul seçimi sırasında ilkokulun yapısının, çocuğun özelliklerine ve ihtiyaçlarına cevap verip vermeyeceğinin tespit edilmesidir.
İster çocuk açısından ister aile açısından düşünülerek bu seçim yapılma yoluna gidilsin izlenecek ilk ve en temel yol, ailenin mevcut ilkokullar hakkında bilgilenmesidir. İlkokula başlamak ve ilkokul seçimi, tesadüfe bırakılamayacak kadar, özenli bir araştırmayı gerektirir.
Aileler, çocukları hakkında en net bilgilere sahip olan bireyler olarak, çocukları için en doğru seçimi yapacaklardır. Örneğin; çocukluğundan beri bireysel olarak desteklenmeye ve yoğun bir ilgi görmeye alışmış bir çocuk için, seçilecek ilkokul sınırlarındaki çocuk sayısının düşük olması, ailenin tercih nedeni olabilir.
İlkokul Seçerken Ailelerin Cevap Aradığı Sorular
İlkokul seçiminde aile boyutu ise, aşağıdaki beklentilere cevap arar:
- Çocuğumun gideceği ilkokulun tam gün ya da yarım gün eğitim vermesi bizim beklentilerimize ve çocuğumuzun özelliklerine cevap vermeli mi?
- Çocuğumun ilkokulu şehrin merkezinde mi yoksa şehir dışında yeşillik bir alan içinde mi olmalı?
- İşyerime ya da evime yakın bir okulu mu tercih etmeliyim?
- Genç ve dinamik bir öğretmenin enerjisine mi yaşlı fakat deneyimli bir öğretmenin birikimine mi güvenmeliyim?
- Yıllardır çok sayıda mezun vermiş, tecrübeli fakat eski okullar mı yoksa çağdaş ve yenilikleri sunmayı hedefleyen yeni girişimleri sergileyen okullar mı çocuğuma daha çok fayda sağlayabilir?
- Çocuğumun öğretmenin kadın ya da erkek olması onun öğrenim yaşantısında nasıl bir farklılık-etki yaratır?
- İlkokul döneminde özel ilkokul deneyimi çocuğuma ne gibi kazançlar verir ya da bir kazanç sağlar mı?
- Çocuğumun ilkokulda ikinci bir dil öğrenmesi gerekir mi?
- Çocuğum bu okula girdiğinde, herhangi bir sağlık sorunu olduğunda anında ve yeterli tıbbi yardım görebilir mi?
- Okulun, psikolojik rehberlik ve danışmanlık hizmetleri benim ve çocuğumun ihtiyaçlarını karşılayabilir düzeyde mi?
- Okulun emniyet ve güvenlikle ilgili tedbirleri yeterli mi?
- Okulun benimsediği bilimsel, çağdaş, yaratıcılığı destekleyen bir öğretim ve eğitim felsefesi var mı? Ya da bir başka eğitim felsefesini kendine ilke edinmiş mi?
- Çocuğumun sosyal yönünü geliştirip destekleyecek, sanat, spor vb. gibi sosyal faaliyetler yeterli mi?
Her aile çok doğal olarak, çocuğunun en nitelikli ve en ideal okul imkanlarından yararlanmasını ister. Ancak her aile için en ideal kavramıyla algılanan özellikler farklılık gösterir. Bu farklılıklar ailenin okuldan ve çocuklarından beklentilerine göre değişiklik gösterir. Ailelerin beklentilerinin çerçevesi ise, onların içinde yaşadığı sosyokültürel ve sosyo-ekonomik olanaklarla paralel olarak şekillenir.
Aileler, çocukları için ideal okulu bulmadan önce mutlaka birkaç okulu gezmeli, incelemeli ve beklentilerini tatmin edip etmeyeceğine karar vermelidir. Örneğin bazı aileler çocuklarının ilkokulda sosyal etkinliklere (spor, drama, müzik, tiyatro, bilgisayar v.b.) katılımına çok önem verebilir ya da bazı aileler şehirden uzak, temiz havası olan yeşillik bir mekandaki okulları tercih edebilirler. Aileler seçenekler üzerinde karar verirken hangi özelliklere önem veriyorlarsa bu özellikleri taşıyan okullarla ilgilenmelidirler.
Ailelerin okul seçimine, ilkokulların açılmasından birkaç ay önce başlamaları uygun olacaktır. Okulların açılışından kısa bir süre önce okul arayışına çıkmak yanlış kararların verilmesine yol açabilir. Ancak bu ön hazırlık dönemi, asla abartılı bir şekilde de geçirilmemelidir. Çocuğun konuyla ilgili hiçbir bilgisi olmadığı için, kendi adına yapılan koşuşturmaya anlam veremez fakat anne ve babasının telaş ve heyecan içinde olduğunu algılayabilir. Bu durum, çocuk açısından kaygı verici bir tablo yaratabilir. Bu nedenle okul seçimine ilişkin titizlik gösterilmeli fakat abartılı tepkilerden kaçınılması gerektiği de unutulmamalıdır.
Aileler düşündükleri ilkokullar hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için, aynı okula devam eden çocukların ailelerinin referanslarına da başvurabilirler. Bu aileler, okulla ilgili somut deneyimleri geçirdikleri için yeni ilkokula başlamaya hazırlanan çocuklar ve aileleri için yol gösterici olabilirler.
Ancak her çocuğun kendine özgü özellikleri nedeniyle aynı koşullar olsa bile bu koşullardan farklı şekilde etkilenmelerinin söz konusu olacağı da unutulmamalıdır. En önemli husus, çocuğa eğitim ve öğrenim imkânlarını sunan eğitimcinin özellikleridir. Bir okul ancak eğitimcisi kadar başarılı olabilir, bu gerçek gözardı edilmemelidir.
Çocuğumuz ilkokula başlarken ebeveyn olarak bazı hususlara dikkat etmemiz gerekir
İlkokulda Uyum Sorunları Neler Olabilir Ve Bunlara Nasıl Çözüm Bulunabilir?
İlkokulun ilk günlerinde bazı sorunların yaşanması mümkündür ve bu doğaldır!
İlkokula başlama, çocuğun yaşamındaki önemli dönüm noktalarından biridir. Okul çağına değin içinde yaşadığı, uyum sağlamayı başardığı, kendini çoğunlukla kabul ettirdiği ev veya anaokul ortamından ayrılarak değişik özellikler taşıyan ilkokul ortamına geçiş çocuk ve aile için belli bir uyum sürecini gerektirir.
İlkokul; çocuk için yepyeni bir sosyal çevredir. Bu yeni çevrenin uyulması gereken kuralları, farklı özelliklere sahip öğretmen ve çocukları, başarmak zorunda olduğu öğrenim görevleri çocuğun uyum sağlamasını güçleştirebilir. Çocukların bu güçlükleri yenebilmesinde, ilkokulun onlar için anlamlı, mutlu ve yaratıcı deneyimlerle dolu bir yer haline getirilmesinde ana-babaların ve öğretmenin yardımı gerekmektedir.
Çocuk ilkokula başlarken, onun bu olaya zihinsel olarak hazır olmasının yanı sıra, duygusal ve sosyal olarak da hazır olması önem taşımaktadır.
Çocuk ilkokula gitmek için hem heveslidir hem de cevap aradığı bir çok soru nedeniyle kaygılıdır.
Formal eğitim sürecinin ilk kademesi olan ilkokulun bu ilk yılına ait izlenimler, gelecek yıllardaki öğrenim yaşantılarını etkileyebileceği için çok önemlidir.
İlkokula başlamadan önceki dönemde ailenin çocuğunu ilkokul hakkında bilgilendirmesi gerekmektedir. Ancak, ailenin ilkokul hakkında vereceği bilgiler, çocuğun çok yüksek beklentilere yönelmesine neden olmamalıdır. Çocuk ilkokula başladığında kendine anlatılan yaşantılarla karşılaşmaz ise, hem hayal kırıklığına uğrar hem de ailesine olan güveni sarsılır. Bunun sonucu olarak da ilkokulda uyum problemleri yaşanabilir.
Örneğin çocuğa "öğretmenin kendisiyle çok ilgileneceğini, en çok onu seveceğini söylemek çocuğu bu ilgi beklentisine koşullandırır. Ancak aksi durumun söz konusu olabileceği ve çocuğun beklentilerinin dışında bir tutumla karşılaşabilme olasılığını da unutmamak gerekir.
Çocuğa mümkün olduğu kadar ön yargısız ve gerçekçi bir şekilde bilgi vermek gerekmektedir. Ailenin ve anaokul eğitimcilerinin sorumluluğu, çocuğun ilkokula ait olası kaygılarını giderecek sorularına cevap verebilme olmalıdır.
İlkokula Adımını Atan Çocuk İçin Kaygı Yaratacak Sorular Nelerdir ?
Evinden ya da anaokulundan ilkokula adımını atan çocuk için kaygı yaratacak sorular neler olabilir. Gelin şimdi hep birlikte ilkokulun sıralarında oturan bir çocuğun aklından geçenleri öğrenelim:
- Burası neresi, nasıl bir yer? Oldukça da büyük bir bina, acaba burada kaybolur muyum?
- Evim, okuluma yakın mı? Acaba anne ve babam beni almaya gelecekler mi? Servisim ne renkti? Ya servisimi bulamazsam? Servis şoförü evimi bulabilecek mi? Annem ve babam beni almaya gelmezse ve servisimi kaçırırsam evime nasıl gideceğim?
- İlkokulun bu kadar kalabalık olduğunu bilmiyordum, ne kadar çok çocuk var. Üstelik birçok yaramaz çocuk da var. Dilerim bana zarar vermezler.
- Sınıfımızda da çok çocuk var. Öğretmenimin beni sevmeye benimle ilgilenmeye vakti olacak mı? Ya beni fark etmez ise?!
- Anaokul öğretmenim şimdi ne yapıyor acaba onu çok özledim, keşke burada olsaydı. İlkokul öğretmenimi de anaokulu öğretmenim kadar sevmek isterim!
- İlkokul dersleri hiç de kolay değilmiş bütün bunları nasıl öğreneceğim? Başaramazsam öğretmenim ne yapar, ne söyler? Peki ya arkadaşlarım benimle alay ederler mi?
- Bu dersler ne kadar uzun sürüyor. Zil ne zaman çalacak? Tenefüse çıkmak ve OYNAMAK İSTİYORUM.
- Bu okulda neden oyun dersi yok?
- Anaokulunda da birçok kuralımız vardı ama ilkokuldaki kurallar daha çok ve daha zor. Bu kuralları anlamak ve uygulamak benim için biraz zor, zamana ihtiyacım var. Bazı kuralların yaşamı kolaylaştırdığını ve düzene soktuğunu bilmiyor değilim, ama zamana ihtiyacım var.
- İlkokula başlamadan önce okuma yazmayı öğrenmiştim, şimdi arkadaşlarımın öğrenmesini bekliyorum, çabuk öğrenmelerini istiyorum çünkü derslerde çok sıkılıyorum, bence bütün bunlar çok basit!
- İlkokula başladığımız günden beri evde annem babam, okulda öğretmen bir "karne"den bahsediyorlar. Karnesinde notu zayıf olanlar sınıfta kalıyormuş. "Sınıfta kalmak ne demek? Anaokulunda sınıfta kalmak yoktu herkes akşam evine gidiyordu.
- Bazen de yaramazlık yapanların küçüklerin yani anaokulluların sınıfına geri gönderileceğini duyup kaygılanıyorum, orada çok güzel günlerim geçti. Fakat yine de oraya geri dönmek istemem. Çünkü artık büyüdüm.
- Anaokulunda güzel bir davranış yapınca öğretmenimiz bunu hemen ödüllendirirdi. İlkokul öğretmenleri de ödül veriyor olmalı. Acaba nasıl ödüller kullanıyorlar?
- Tuvaletim neden bu kadar sık geliyor bilmiyorum? Öğretmenimden her seferinde izin almaya çekiniyorum.
- Öğrenmem gereken çok şey olduğunu biliyorum. Bana anlatılan birçok şeyi anladığımı sanıyorum ama "sınav" dan korkuyorum, heyecanlanıyorum ve bu yüzden hata yapabileceğimi düşünüyorum. Burada zayıf not almak istemiyorum. Çünkü tembeller pek sevilmiyor!
"DAHA DÜN ANNEMİZİN
KOLLARINDA YAŞARKEN
ŞİMDİ OKULLU OLDUK
SINIFLARI DOLDURDUK
SEVİNÇLİYİZ HEPİMİZ
YAŞASIN OKULUMUZ"
Nesilden nesile hepimizi ilkokula kaynaştıran bu şarkıyı şimdi ben öğreniyorum.
OKULLU OLDUĞUMU BİLİYORUM AMA HALA BİR ÇOCUK OLDUĞUMU DA UNUTMAMANIZI İSTİYORUM.
Okuma yazma becerisini kazanmış çocuk, ilkokula başladığında çok büyük olasılıkla, okulun ilk günlerinin program hedeflerini oluşturan hazırlık çalışmalarından sıkılır. Büyük bir heves ve beklentiyle geldiği ilkokulda karşılaştığı bu tempodan hoşlanmaz ve ders süresince dikkatini farklı ilgilere verir. Böylece öğretmen tarafından sürekli uyarılara maruz kalan bir öğrenci modeli ortaya çıkar. Oysaki çocuk sadece kendi seviyesinin çok altında olan bu ders programına bir tepki göstermektedir. Böyle bir pozisyondaki çocuk, kendisine gösterilen bu tepkileri hak etmemiştir. Okuma yazma bilerek ilkokula başlayan çocuk, sınıf içinde ihtiyaç duyduğu desteği görme hakkına ve şansına sahip olmalıdır.
Neden mi? Çünkü okuma yazmayı öğrenmek, öğrenim dilinde okuma yazmayı sökmek, başarılması hedeflenen birer temel beceridir ve hedeflenen bir noktaya varıldığında çocuk okulda ve evde büyük bir ilgi görür. Adeta terfi etmiştir, söz verilen bir çok ödülü almaya hak kazanmıştır. Çevrenin bu beklentilerini çok duyarlı bir şekilde farkında olan çocuk, okuyup, yazdığı halde hak ettiği büyük ödülleri alamadığım, hatta cezalandırılmak gibi tüm ilgiden de mahrum kalmanın üzüntüsünü yaşar. Oysaki gerçekten yaşının beklenen düzeyinin üstünde bir başarı göstermiş ve yaşıtlarından önce, kendinden beklenen bu önemli beceriye sahip olmuştur. Bu gelişmenin, desteklenmesi ve teşvik edilmesi gerekir.
Bazı çocuklar ise, ilkokulun ilk günlerinde gösterdikleri bu akademik başarı avantajını süreç içinde sürdüremezler. Yani, ilk günlerdeki bu parlak öğrenci imajı yerini daha vasat öğrenci imajına bırakır. Bu durum iki nedenden kaynaklanabilir. Ya, çocuk başlangıçta diğer çocuklarla arasındaki avantajı kullanma yönünde kendine gereken özeni göstermemiştir. Dersler, kendisine basit geldiği için, derslerle arasında bir kopukluk yaşayan çocuk bu sürede diğer çocukların kendi seviyesine yükseldiğini fark etmemiştir. Ve sonuçta ders çalışma alışkanlığını kaybetmiş, bu çocuk, bu kez kendim yeniden derslere konsantre etmek için ikinci bir uyum sürecine daha ihtiyaç duymaya başlamıştır. Ya da çocuğun okulun ilk aylarındaki akademik olarak hazır bulunduğu düzey gerçekten çocuğun tüm gelişimine ait bir avantaj olmadığı için kısa sürede diğer çocuklarla arasındaki f ark kapanmıştır. Yani bu demektir ki çocuğun sadece akademik olarak diğer arkadaşlarından daha üst düzeyde özellikler göstermesi onun okul başarısı için tek kriter değildir.
Çocuğun bu avantajını sosyal uyum davranışları ve iletişim becerileri açısından da göstermesi gerekmektedir.
Okuma yazma bilerek okula başlayan çocukların okul yaşantısını ilk günlerindeki bu akademik avantajını ve başarısını tüm öğrenim yaşantısı boyunca korumak için takviyeli kaynak donanımının çocuğa sunulması gerekmektedir. Yani, çocuğun öğrenme ilgisini motive edecek alternatif öğretim koşullarının çocuğa sağlanması gerekir. Çocuk, diğer arkadaşlarıyla aynı fiziksel ortamda olsa bile, evde ve okulda kendine sağlanan daha üst seviyedeki sorumluluklar ve ilgilerle tatmin olacaktır. Böylece bir çocuğu sadece okul olanaklarıyla sınırlı tutmak çocuğun bu başarı düzeyini zaman içinde olumsuz yönde etkileyebilecektir.
Tabii, bu sorunlar tüm okuma-yazma bilerek ilkokula başlayan çocuklar için olası olan sorunlar değildir. Bazı çocuklar sahip oldukları bu özel durumu sınıfın uyumunu kendi ve bireysel uyumlarını da zedelemeyecek kadar doğal bir süreç olarak geçirirler.
Çocuğun okuma yazma bilerek ilkokula başlamasının bir diğer etkisi de diğer çocuklar üzerinde yaşanmaktadır. Nasıl?
Öğretmenlerin bazıları sınıflarında okuma-yazma bilen çocukların seviyesini, sınıfına baz kabul ederek okuma yazma bilmeyen çocukların seviyesini yukarı çekmeye çalışırlar. Böyle bir durum, çocukların bireysel kapasitesini ve gelişim düzeyine ait ilkeleri göz ardı ettiği için, asla tercih edilmemesi gereken bir yaklaşımdır. Bir önceki örnekte, okuma yazma bilerek ilkokula başlayan çocukların öğretmenin diğer çocuklarla ilgilenmesi sonucunda ihmale kalması söz konusundayken, bu örnekte de okuma yazmayı henüz başaramayan çocukların, arkadaşlarının seviye, ulaşmak için kapasitelerinin üstünde bir çaba sarf etmeleri sonucunda örselenmeleri söz konusudur.
Görüldüğü gibi, her iki durumda da sınıfın mevcudunu oluşturan çocuklardan bir grubu olumsuz yönde etkilenmektedir. Okuma yazma bilerek ilkokula başlayan çocuk örnekleri, sınıf öğretmenleri için çok rastlanan örneklerdir. Şu andaki mevcut durumda iki grubu ayırma imkânları olmadığına göre, bu durumda mevcut olanakları çevresinde gereken demokratik tutumu izlemeleri gerekir. Bir grup çocuk diğerine tercih edilemez. Her çocuk hak ettiği akademik ve psikososyal ve duygusal desteği almalıdır. Bu durum, öğretmenlerin zaten yoğun olan öğretim sorumluluklarına bir diğerini de ekleyerek öğretmen olmanın ciddiyetini bir kez daha gözler önüne sermektedir.
|